Dünya’nın sonu senaryoları

Adına ne derseniz deyin, Büyük Şey, Muhteşem Yokedici, Şeytanın Çekici ya da Yokoluş Düzeyinde Olay- Dünya’ya çarpan büyük uzay kayaları hakkında söylenecek çok şey var. Ama tek bir şey kesin. Geçmişte bu defalarca oldu ve gelecekte de tekrar olacağı kesin.

Herşey saniyeler içinde gelişiyor. Aniden gökyüzünde büyük, ateşten bir top görüyorsunuz, sadece birkaç saniyeğine. Ve sonra : Çarpma.

Atmosfer alev alacak. Gökyüzünde, kilometrelerce yükseklikte büyük bir ateş ve moloz kolonu oluşacak. Yüzbinlerce insane bir anda ölecek. Binlerce kilometre çaplık bir alanda, dışarıda olan herkes yanıp kül olacak. Daha da yakında olanlar basit bir şekilde buharlaşacak.

Çarpma, dünya çapında bir şok dalgası oluşturacak, aynen havuza atılan bir taşın oluşturduğu dalgalar gibi. Ama bu dalga Dünya’nın kendi kabuğundan olacak, her yerde ölüm ve yıkıma sebep olacak. Muazzam depremler olacak. Büyük tsunamiler. Her yerde yanardağlar tepecikleri açılıverecek. Milyonlarca insan ölecek, şehirler yok olacak. Gezegenimizin diğer tarafında, yıkım dalgaları tekrar birbirlerine vuracaklar ve dünyanın kabuğunun yükselmesine neden olarak, saniyeler içinde muazzam sıradağlar oluşturacaklar.

Ve bu sadece başlangıç. Sarsıntılar ve denizler sakinleşince, yangınlar sönünce, uğraşacak daha fazla sorun olacak: Çarpışma alanından stratosfere fırlamış geniş, kara bir moloz bulutu. Bu moloz yığını stratosphere yayılacak ve Dünya’yı yanmış karbon, toz ve molozdan oluşmuş bir battaniye gibi saracak. Güneş kararacak. Gelecek aylar, hatta yıllar boyunca,, dünya karanlıkta kalacak, güneş zift karalığındaki gökyüzünde görünen bir ışık lekesinden başka birşey olmayacak. Sıcaklık heryerde, yirmi ile kırk, hatta elli derece arasında düşecek. Dünyanın yüzeyi donacak. Artık fotosentez yapamayan bitkiler oksijen üretemeyecekler ve nihayetinde ölecekler. Bitkileri yiyen hayvanlar da ölecek. Ve, hem bitkilere hem de hayvanlara bel bağlamış bizler de, BÜYÜK bir belanın içine düşeceğiz.

Ah, hala ortalarda takılan bir avuç insan var. Sığınaklarda ya da mağaralarda saklanıyorlar. Yıllarca dayanabilirler, ellerindeki konserve stoğu bitmediği sürece. Ama sonu gelmeyen kış gecesinden sonra yüzeye döndüklerinde çorak, hayatsız kalmış bir parça toprak ve üzerinde kalmış olan ıssız harabeler bulacaklar.

Elbetteki, sonuçta, güneş geri gelecek, ısı tekrar yükselecek. Yani herşeye rağmen insanlık için yeni bir başlangıç olabilir mi? Tekrar düşünün. İhtimaller böylesine bir iyimserliğin aleyhinde. Hayatta kalan yegane şeyler bakteriler ve yosunlar- eğer şanslıysak- bazı böcekler, kemirgenler ve balıklar. Biraz şansla, uygarlık “sadece” taş devrine geri dönmüş olacak. Ama daha büyük bir ihtimalle, insanlık yok olacak.

Dünya’ya çarpan meteorların kısa bir tarihi

Gariptir ki yirmi yıl önceye kadar kimse meteorları çok ciddiye almıyordu. Geniş bir kitle galaksinin ötesinden gelen bu taş ve buz yığınlarının gezegenimiz için gerçek bir tehdit olduğuna inanmıyordu. Atmosfere giren bir göktaşı anında yanar ve sonu gelirdi.

Herşey 1978’te, Louis ve Walter Avarez adlı iki palebiyolog, İtalya’ya K/T bariyeri denen şeyi incelemeye gittiğinde değişti, bu bariyer Kretekous (dinazorlar çağı) ve yeni prehistorik çağ olan Tertiyar arasındaki geçiş dönemini gösteriyordu. K/T bariyeri her zaman için büyük gizemini korumuştu. Sadece birkaç binyıllık bir sürede- jeolojik açıdan bakarsanız göz kırması kadar kısa bir süre- tüm dinazorlar aniden ortadan kaybolmuş ve doğa, bir jeolojik dönemden diğerine geçmişti.

Alp dağlarını kazarken, baba ve oğul Avarez’ler aniden olağanüstü bir şeylerin olmuş olabileceğini farkettiler. Dünya’da her yerde, K/T Bariyeri yer yüzü üzerindeki ince bir iridyum tabakası ile belli olur, ki iridyum genellikler göktaşlarında bulunan nadir bir kimyasal maddedir. Birden Louis ve Walter farkettiler ki dinazorlar sadece bazı evrimsel nedenlerle ölmemişlerdi. Dinazorlar basit bir şekilde büyük bir göktaşı tarafından ezilmişlerdi!

Katil meteor, gezegenimize 65 milyon yıl önce çarmış olmalıydı. Bu yukarıda açıklanana benzer bir olay olmalıydı. Tüm gezegene iridyum yağan uzun, aşağılık bir karanlık. Gezegendeki tüm hayat yokolmuştu. Bir çimen yaprağından daha büyük olan tüm bitki ve hayvanlar yokolmuşlardı. Kafanızda bir resmedin! Avarezlerin katil meteora “Büyük Yokedici” demesine şaşmamak lazım.

İzleyen on yıllık dönemde, Yokedici teorisi çok tartışıldı. Eğer tüm dinazorları öldürecek kadar büyük bir göktaşı dünyaya çarpmışsa, tabii ki bir yerlerde bir çarpışma krateri bulunmalıydı. Sonra, 1991‘de Nasa uyduları gerçekten de bu krateri buldular.

Bu, Meksika’nın Yukatan yarımadasının altında “Cenote Halkası” olarak bilinen büyük yara iziydi, milyonlarca yıllık erozyon ve tektonik hareket yüzünden çıplak gözle farketmek imkansızdı. Çarpma kraterinin büyüklüğünden yola çıkan bilimadamları, Büyük Yokedici’nin bir dağ büyüklüğünde olması gerektiğini hesapladılar.

Zavallı dinazorların dünyası, yaklaşık 100 milyon megatonluk TNT’ye eşdeğer bir çarpışma kuvvetiyle ezilmişti. Bu 5,000,000,000 atom bombasına denk bir güçtür! Şimdiye kadar, bazı insanları göktaşlarından kıllanmış olmalı.

Daha sonra Shoemaker-Levy 9 kuyrukluyıldızının Jüpiter’e çarpması gerçekleşi. Tarihte ilk kez, insanlar devasa bir kuyruklu yıldız gezegeninizle uğraşmaya başlarsa gerçekten neler olacağını gözlemleyebildi. Temmuz 1994’te, bir göktaşı Jupiter’in atmosferine girdi, parçalara yarıldı ve gezegeni günlerce bombardımana tuttu. Dev ateş topları oluştu, gezegenin yüzeyinden toz gökyüzüne saçıldı, ve moloz yığınları Jüpiter atmosferinin bir kısmını haftalarca kararttılar. Bilinen en büyük çarpıma krateri, Hale-Bopp adlı bir meteorun açtığıdır ki krater ölçüleri tüm dünyadan daha büyüktür. Şimdiye kadar, yolu aniden dünyanızda bitten bir göktaşının olabildiğince gerçekçi olduğunu anlamıştır. Bu gelecek yıl olabilir ya da gelecek ay. Ve şey, bu yarın da olabilir tabii.

O günlerden sonra göktaşlarına olan ilgi büyüdükçe büyüdü. Dinazorlar sadece şanssız mıydı? Belalı yanı yüksek ve net bir hayır. Aslına bakarsanız, dinazorları öldüren meteor dünyaya çarpan ilk büyük kaya parçası değildi- hatta bilimadamları farketmeye başladılar ki en büyüğü bile değildi.

Örneğin, sadece 4.5 milyar yıl önce dünyamız henüz çok gençken, müthiş büyük bir cisim Dünyaya tahmin edilemez ibr güçle çarpmış dünyamız kelimeni tam anlamıyla kırılmıştı. Dünyadan büyük bir parça uzaya fırlamıştı. Pencereden baktığınızda hala bu parçayı görebilirsiniz: moloz yığınları top halini aldı ve biz de bugün ona Ay diyoruz.

Sonraki yoğun uzay saldırısı yarım milyar yıl sonra geldi. Dünyamız göktaşları ile öyle yoğun bir bombardımana tutuldu ki tüm kabuğu gerçekten eridi. Bu gezegenin yaşı beş milyar yılken neden dünyadaki en yaşlı kayanın 3.9 milyar yaşında olduğunu açıklayabilir.

Ve başka bir kıyametimsi olay 590 milyon yıl önce yaşandı. Bir gün, inanılmaz büyük bir meteor şimdi Güney Avusturalya dediğimiz yere çarptı ve dört kilometre derinliğinde ve 40 kilometre çapında bir krater açtı (şimdi Acraman gölü olarak biliniyor). Saniyeler içinde bu kaya buharlaştı ve devasa bir alev fırtınasına dönüştü. Çarpışma öyle yıkıcıydı ki, yoğun depremler ve yüzlerce kilometre uzaklıkta bile 100 metrelik tsunamiler yaratmış olmalı. Aman tanrım!

Gerçekten de, küçük gezegenimize Büyük Şeyler kelimenin tam anlamıyla yağdılar. Ocak 2002 kadar yakın bir tarihte bir jeolog Avustrulaya sahilinde büyük bir çarpa krateri keşfetti, genişiliği 120 kilometreden az değildi. Krateri açan göktaşı dünyamıza 360 milyon yıl önce çarpmış ve tüm canlı türlerinin %85 ini yok etmişti.

2001 de Norveçli araştırmacılar aniden kendi sahillerinin de benzer bir olaya tanıklık ettiğini farkettiler. 150 milyon yıl önce dev bir meteor Norveçe çarpmıştı, jeolojik açıdan bakarsanız, Bütük Yokediciden hemen önce. Patlama Barent Denizin yatağında 40 kilometrelik bir delik açmıştı, şimdi “Mjoelnir Krateri” denen yeri. Araştırmacılar, hala canlıların nasıl hayatta kalmış olabileceklerine şaşırıyorlar.

Ah, tabii ki insanlar ortalardayken de göktaşları bize çarpmaya devam ettiler. Mesela, bazı araştırmacılara gore, Yunan efsanelerindeki Dokalyon seli, Sümerin Gılgamış destanında anlatılanlar ve kutsal kitaplarda geçen tufan hikayelerinin hepsi de denizde bir yerlere düşen meteorlardan kaynaklanıyorlar.

Daha yakınlarda, M.S 1490 da, Orta Çin’deki Ch’ing Yang şehir benzer bir felakete sahne oldu. Olay en az on adet antik kitapta kaydedildi, hepsi de gökten taş ve ateş yağdığını ve olayın binlerce kişiyi öldürdüğünü iddia ediyorlar.Tahminen, ortalama bir gökdelen büyüklüğünde bir göktaşı dünya atmosferine girdikten sonra yere çarpmadan havada parçalanmıştı.

30 Haziran 1908’de, Orta Sibirya’da Tunguska köyü sağır edici bir patlamayla sarsıldı. Yerli halk gökyüzünde dev bir ateş rüzgarı gördüler. Isı aniden artı, ormanlar yanmaya başladı, ufuk aydınlandı. Beşbin kilometrekareden fazla bir alan mahvoldu. Bildiğimiz kadarı ile, oniki katlı bir bina büyüklüğünde bir göktaşı atmosphere girmiş ve yerden sekiz kilometre kadar yüksekte patlamıştı. Olayda açığa çıkan enerji 15 megaton TNT’ye eşitti- bin tane atom bombasına!

Yani, gezegenimize tekrar garip bir göktaşının çarpacağını düşünmek çok kötümser bir tahmin değil. Kozmologlar, yokoluşa neden olan türde bir göktaşının dünyaya 20 milyon yılda bir çarptığını hesaplıyorlar. Tunguska benzeri daha küçük çarpışmaların olsaılığı ise daha yüksek. Ortalamada, bu tür biro lay her 300 yılda bir oluyor.

Elbette ki, meteorun çarpma etkisi dünyanın neresine çarptığına gore değişiyor. Örneğin, dinazorları öldüren meteor, sülfrik kayalarla dolu bir yüzeye çarpmıştı, ki bu da göktaşının yıkıcı etkisini müthiş şekilde arttımıştı. Eğer gezegene birkaç yüz kilometre daha batıda çarpmış olsaydı, okyanusa dalacaktı ve muhtelen dinazorlarda kurtulacaklardı. Diğer taraftan, eğer Tunguska’daki göktaşı bir yerleşim yerine çarpmış olsaydı, kesinlikle o yeri yeryüzünden silecekti. Dünyamızın %10 kadarında yerleşim olduğunu düşünürsek, her 3000 yılda bir bir yerleşim yerini yok edeceğini varsayabiliriz.

Bu arada Nasa çalışanları, gökyüzünü dörtgözle incelediklerlerini öne sürerek bize güvence vermeye çalışıyorlar. Propagandasını yaptıkları mesaj şu; eğer dünyamıza bir meteor çarpacak olursa, kesinlikle zamanında farkedilecek ve yok edilecek—bir nükleer bombayla ya da Bruce Willis benzeri he-manlerin uzaya gidip onu vurmasıyla.

Kimse üstüne alınmasın ama bu sadece ve sadece propaganda. Acı gerçek şu ki böylesine bir “koruma” Nasa!nın inanmamızı istediğinden çok daha az güvenilir. Örneğin, Mart 1998’de büyük bir kuyruklu yıldız az daha bize çarpıyordu. Olağanüstü bir şekilde, kimse geldiğini görmedi. Çünkü doğrudan üzerimize geliyordu, ve bu şey gökyüzündeki ufak bir benek gibi görünüyordu, evreni soldan sağa doğru geçmekte olan hareketli bir nesne gibi değil. Sonuçta, kimse onu farketmedi- geçene kadar.

Bir de buz meteorları sorunu var tabii. Aslında pekçok kuyruklu yıldız toz ve buzdan oluşan “kirli kartopu” gibiler. Sorun şu ki biz bu kuytuklu yıldızları gerçekten de farkedemiyoruz, çünkü konvansiyonel gözlem cihazları onları sanki cammış gibi görmüyorlar bile. Bir buz kuyruku yıldızını sadece güneie çok yakınlaşı erimeye başladığında farkediyorsunuz. O zaman da kuyruğundan farkediliyor zaten. Ama pek çok astronoma göre, bu noktadan sonra birşey yapmak için çok geç kalınmış oluyor.

Ayrıca, üzerimize doğru gelen göktaşlarında kurtulmanın güvenilir bir yolu da yok. Bizi göktaşlarından koruyacak bir “uzay kalkanı” önerileri fazla bir politik destek bulmadı. Ve, Bruce Willis’inde gelen Büyük Şey’i gidip yok etmek isteyeceği şüpheli.

Ah tabii ki, Büyük Şeylerden bahsederken, 2039 da DEV bir kuyruklu yıldızın daha bize “sadece” milyonlarca kilometre uzaktan geçeceğini söyleyelim. Ancak, bu hesap tamamen güvenli değil, çünkü kuryruklu yıldızlar yürüngelerindeki sapmalara karşı çok hassaslar.

Yapmanız gereken şu. En iyi miğferinizi takın ve elinizde bir at nalı taşıyın.

KategorilerGenel