.NET Teknolojilerine giriş

Günümüzde bilgisayar dünyasında internet olmazsa olmaz derecede önemli bir yer edinmeye başladı. Artık insanlar ev ve işyerlerinde kullandıkları uygulamalarına da internet üzerinden erişip kullanmak istiyorlar. Bu internetin getirdiği özgürlüğün kaçınılmaz bir sonucudur.Peki yazılım dünyası buna hazırmıydı? Geliştirilen her programı kolayca internet ormanında da çalıştırabilirmiydik? Bu soruların cevapları bir sene öncesine kadar hayır, olamaz veya şu andaki sistemler bu denli özgürlüğü bize sağlamıyor türündendi.

Microsoft’un ASP’si ile veya PHP ile yapılan uygulamalar tam olarak insanların isteklerine cevap veremiyordu. Her ne kadar iyi ve gelişmiş web uygulamalarını bir yere kadar yapabiliyorduksa da belirli bir noktadan sonra C++,Delphi veya VB ile geliştirdiğimiz modülleri web uygulamamıza ekleyerek sorunlarımızı halletmeye çalışyorduk. Tabi bu tür yöntemler programın gelişme süresini uzatıyordu. Zamanın giderek önem kazandığı bir devirde haliyle programlarımızı da hızlı bir şekilde geliştirmemiz gerekiyor(du). Hızlı uygulama geliştirme(Rapid Application Development- RAD) geleneksel programlama araçlarıyla ve prgramcının yetenekleriyle çözüm bulunacak bir mesele değil. Artık programlama dilleri, dille birlikte gelen kütüphaneler ve bunlar hakkındaki dokümantasyonları ile birlikte değerlendiriliyor.

.NET ile birlikte programcının hizmetine sunulan 3400’den fazla sınıf, modern anlamda çok güzel bir geliştirme ortamı sunuyor. Bu sayede programlamları daha hızlı bir şekilde geliştirme imkanına sahip bulunuyoruz. .NET kullanarak yazdığımız ASP.NET, Windows Forms veya mobil cihazlar için geliştirdiğimiz bir uygulamayı birinden diğerine dönüştürmek işi çok kolay bir şekilde yapılabiliniyor. Bu sayede aynı anda hem windows hem de web uygulamaları geliştirmek çok hoşunuza gidecektir :-).

.NET framework’unun bize sunduğu diğer güzel bir özellik ise platform bağımsızlığıdır. Artık yazdığınız Windows uygulamaları sadece Windows yüklü sistemlerde değil, .NET framework’unun kurulu olduğu tüm platformlarda çalışabilecektir. Her ne kadar şimdilik bu alt yapının sadece Windows versiyonuna sahip olsak da Linux grupları tarafından bu alt yapının Linux versiyonunu çıkartma yönündeki çabalar uzun bir süredir devam etmektedir.

Peki bunca hoş özellikleri bize sağlayan .NET alt yapısında program yazarken hangi dili veya dilleri kullanmak zorundayız? Bu konuda Microsoft çok radikal bir karar alarak gelecek için hazırlanmış yeni alt yapıda Common Language Runtime (CLR) ile uyumlu her .NET dilini kullanmamıza olanak sağlıyor. .NET ile gelen SDK’da C#,VB.NET ve Js.NET kullanarak program yazabiliyoruz. Diğer taraftan 30’un üzerinde programlama diliyle .NET uygulaması geliştirebilirsiniz.

CLR denen şey tam olarak nedir? .NET altyapısında programların çalışmasını kontrol eden ve işletim sistemi ile programımız arasında yer alan arabirimdir. Normalde yazdığımız programlar derlenirken makine diline çevrilirdi ve program bu şekilde işletim sistemi ile direkt bağlantı kurarak çalışırdı. Fakat platform bağımsız bir geliştirme ve yürütme ortamı istiyorsanız ne olacak? İşte tam bu anda CLR devreye girer ve .NET programlarını farklı platformlarda makineye ve işletim sistemine göre programımızı çalıştırır. Normalde bir Windows, Linux veya MACOS kurulu sistemler aynı programın kodunu çalıştıramazlar. Bu platformlar için programın ayrı ayrı yazılıp, onlara göre hazırlanmış derleyicilerde derlenmesi gerekir. Dünyada çok sayıda yaygın platform olduğunu düşünürsek, bunların herbiri için ayrı ayrı derleme işlemini tek bir işletim sisteminde yapmamız imkansız gibidir. Bu durumda çözüm , ortak bir aradil kullanmak ve herbir platform için bu aradile çevrilmiş programın kodunu çalıştıracak altyapıları hazırlamaktır.

Şimdi şu soruya sıra geldi: “İyi de .NET hangi aradili kullanıyor?” Sorumuzun cevabı MSIL(Microsoft intermediate Language) .NET platfomunda hangi dili kullanırsak kullanalım yazdığımız programın kodu direkt olarak makine diline değil de MSIL’e çevrilir. Bu sadece programı çalıştırdığımız sistemde kurulu olan CLR çalışma anında MSIL kodlarını çevirerek programımızı çalıştırır, çalışma anında derleme işlemini ise JIT derleyicileri (Just in Time compilers) üstlenir.

Gelecek makalemizde JIT’ler, MSIL language, CTS (Common Type System) gibi daha teknik konuları detaylı olarak ele almayı düşünüyorum. Sizlere kolaylıklar dilerim.

Türk Telekom Orijinal DNS ipleri.

13.08.2011 tarihi itibari ile real sonuçlardır.

195.175.37.14
195.175.37.69
195.175.37.53
195.175.37.10
195.175.37.17
195.175.37.18
195.175.37.19
195.175.37.20
195.175.39.39
195.175.39.40

HSDPA ve WiMax üzerine Düşünceler

Ülkemizde 10 yılı aşkın süredir GSM altyapısı üzerinden mobil ses ve veri hizmetleri alsakta dünyada bir çok yerde henüz ilk 3G kurulumları hakkıyla kullanılmadan, yeni nesil 3G yada 3.5G diye adlandırdığımız HSDPA (High Speed Download Packet Access) teknolojisi tüm operatörlerin odaklandığı en önemli konu haline geldi.

HSDPA kendi içinde sürekli gelişmekle birlikte mevcut 3G şebekelerinden 4 kat hızlı, GPRS/EDGE’den 15 kat hızlı veri aktarımı (download) imkanı sunuyor. Bu hızı sayesinde dosya boyutu yüksek olan müzik içeriklerini, video görüntülerini kısa sürede indirmeyi yada pratikte ki 3.5 Mbps hızıyla cep telefonundan televizyon izlemeyi, görüntülü görüşme yapmayı daha da olanaklı kılıyor.

Wimax’in kendini ilk konumlandırması ise, Wi-fi hotspotlarını birbirine bağlamayı hedefleyen bir (Metropolitan Area Network) MAN teknolojisi şeklindedir. Bu sayede en uç noktada kabloya ve DSL ile internet erişimine de alternatif olacağı düşünülmüştür.

Kullanım alanlarının genişletilmesi düşüncesi, pratikte elde edilen 7-8 km çapındaki NLOS (non light of sight) kullanım Wimax açısından Mobil teknolojilerle kesişen ortak alanlar oluşturuyor. İşte tam bu noktada HSDPA mi Wimax mi olmalı? sorusu ortaya çıkıyor.

HSDPA’in çok az bir çabayla mevcut 3G şebekelerinde kullanılabiliyor olması ve GSM operatörlerinin 3G’ye teknolojinin zoruyla da olsa geçişleri, HSDPA’in sayıları 1.5 milyarı geçen cep telefonu sahibi kitleyi ve o kitleye hizmet veren tüm altyapıyı da arkasına almasını sağlıyor.

Tüm bu anlatılanlardan sonra Wimax gibi yeni ve standartları henüz tam olarak oturmamış, altyapısı kurulu olmayan bir teknolojinin kısa vadede HSDPA’e, teorikteki 70 Mbps’lık yüksek hızı dışında kafa tutmasının zor olduğunu kabul etmek gerekiyor.

Aslında birçok uzman bu iki teknolojinin birbirine rakip değil, aksine birbirini tamamlayıcı unsurlar olacağını düşünmekteler. Mobil operatörlerin Wimax lisansı almak kaydıyla mevcut antenlerini Wimax ile ortak kullanmaları ve yüksek band genişliği gerektiren noktalarda bu ihtiyacı böylelikle karşılamaları en azından ilerisi için ortaya atılan önerilerden biridir.

Mobil operatör, ekipman ve telefon üreticilerinin Wimax ve benzeri teknolojilere biraz mesafeli duruşları ve şu anda daha çok kazandıran en iyi bildikleri bir işe devam etme düşünceleri, Wimax gibi biraz geç doğmuş bir teknolojinin tutunmasının önündeki en büyük engeldir.

Önümüzdeki 5-10 yıl içinde Wimax’in kimseyi ürkütmeden ve kimsenin ayağına basmadan daha sessiz ve ılımlı bir rota çizeceğini, daha çok ev ve işyerindeki telefon ahizelerinin kablosu dışında diğer tüm kabloları ortadan kaldıracağını ve Wi-fi ile daha yakın ilişkiler içine girip, Laptoplardan mobil internet erişimine ivme kazandıracağını ancak bu sayede pazardaki konumunu güçlendireceğini düşünmekteyim.

MVNO Nedir?

Mobil Sanal Şebeke Operatörü, kendisine ait bir spektrum olmamasına karşın mobil hizmetleri sunan bir operatördür. Sanal operatörün mobil radyo erişim şebekesi olmamasına karşın, hizmetlerini sunabilmek için mobil operatör şebekesinden faydalanır. Genellikle, sanal operatörler kendi şebeke koduna sahip olmakla birlikte; çoğu zaman kendi SIM kartları ile işlem yaparlar. Sanal operatör, mobil operatörün vermiş olduğu hizmetlerin dışında, kendisine ait abonelere katma değerli hizmetleri sağlamak için, çoğunlukla IN (Intelligent Network – Akıllı Şebeke) şebekesi kurar.

Sanal operatör, bu hizmet için mobil operatörün sahip olduğu gibi bir lisansa sahip olmak zorunda değildir. Ayrıca birden fazla mobil operatör ile ticari anlaşma imzalayarak, her bir mobil operatörün şebekesini kullanarak da kendi abonelerine hizmet verebilir. Abonelerin sanal operatör hizmetlerinden yararlanabilmesi için yalnızca sanal operatör işletmecisi ile sözleşme yapması yeterlidir; mobil operatör ile herhangi bir sözleşme yapmasına gerek yoktur.

Neden Sanal Operatörlük?

Günümüzde, Türkiye’de ve dünyada mobil abone sayısı hızla artmaktadır. Mobil teknolojilerdeki yeni gelişmelerle GSM pazarı önemini gittikçe arttırmaktadır.

Bununla birlikte, mobil hizmetlerdeki rekabet, ilave spektrumun olmaması nedeniyle sınırlı kalmaktadır. Sanal operatörlük sayesinde, varolan altyapı ve spektrum, belli ticari anlaşmalarla ortak kullanıma açılacak, ve son kullanıcıya daha ucuz hizmet, farklı katma değerli servisler sunulacaktır.

Sanal operatörlük konusunun cazibesi üç ana temaya dayanmaktadır. Bunlar; altyapı maliyeti, pazara ulaşma ve arabağlantı ücretleridir. Sanal operatörlerin, büyük operatörler gibi yüksek miktarlarda altyapı yatırımı yapmayacaklarından ötürü, daha düşük alt yapı maliyetleri ile hizmet verebileceklerdir. Bununla birlikte pazara yeni girecek sanal operatörün , abone elde etme maliyeti ve pazarlama aktiviteleri için yapacağı yatırımlar, başlangıç harcamalarında önemli bir yüzdeyi oluşturacaktır. Üçüncü önemli unsur arabağlantı ücretidir. Bu konuda ülkemizde Telekomünikasyon Kurumunun, Avrupa’daki düzenleyici kuruluşların yaptığı çalışmaları da göze alarak, gerekli düzenlemeleri yapması beklenmektedir.

Sanal operatörlüğü teşvik eden hususları şu şekilde özetleyebiliriz;

Düzenleyici kurumların, sektörde rekabeti arttırmak amacıyla dolaylı destekleri ve teşvikleri
Avrupa’da sanal şebeke operatörlerine ait hizmetlere ihtiyaç duyulması
Sabit şebeke operatörleri için sabit-mobil bütünleşmesine olanak tanımasıdır

Ancak, sanal operatörlerin gelişimini zorlayacak birtakım engeller de bulunmaktadır. Bunlar:

1- Operatörlerin, sanal operatörleri bir tehdit olarak görmeleri ve yasal olarak muhtemelen oluşabilecek engelleme girişimleri
2- Mobil sektörde çok yüksek pazarlama ve abone elde etme maliyeti
3- Mobil sektörde, penetrasyonun doyuma ulaşmasından dolayı rekabetin artması.
4- Sanal operatörün karlılık oranlarındaki belirsizlik

Sanal Operatörlerin Sunabileceği Hizmetler Nelerdir?

1. Sabit Mobil Şebeke Yakınsaması (Fixed Mobile Convergence)

Sanal operatörlük ile sabit ve mobil hizmetlerin birleştirilerek, aboneye tek faturada hizmet sunulması mümkün olabilmektedir. Sanal operatörlerin, şebeke içi ve dışı çağrıları akıllı sistemlerle yönlendirme özelliği bulunmaktadır.

Sanal operatörlüğün önemli avantajlarından birisi de güçlü bir IN yapısı ile hücre kimlik bilgilerinden yararlanılarak abonenin konumuna göre farklı içeriklerin gönderilmesidir (Hücre içerisindeki bir alışveriş merkezine ait reklam gibi).

Mobil telefonlara olan çağrı ücretlerinin düşürülmesinde sabit şebeke operatörünün sanal operatör olması büyük önem taşımaktadır (Türk Telekom-Avea örneğin…). Bu durumda, mobil şebekeye yapılan çağrının sabit şebeke üzerinden aktarılması ve sabit şebeke oranları üzerinden ücretlendirilmesi mümkün olabilmektedir.

2. Katma Değerli Hizmetler (Value Added Services)

Mobil operatörün şebekesi içerisinde akıllı şebekeleri kullanmasına bağlı olarak sanal operatör abonelerine katma değerli hizmetleri ve değişik özellikleri, CAMEL (Customised Applications for Mobile Network Enhanced Logic) yardımıyla sunar.

SIM kartın güvenli bir yapıya sahip olması nedeniyle e-ticaret, internet erişimi ve dosya yükleme gibi bazı katma değerli hizmetlerin, GSM sisteminin veri iletişim hızı ve bant genişliğine bağlı olarak sanal operatör tarafından verilmesine imkan sağlar.

Dünyada Sanal Operatörlük
Avrupa’da sanal operatörlük hareketleri 1997 yıllarında Norveç’te başladı. Ve günümüze kadar birçok ülkede yayılmaya devam etmektedir. Almanya, Hollanda, Norveç, İsveç ve İngiltere’de yaklaşık 50 adet sanal operatör bulunmaktadır. Avrupa Sanal Operatörlüğü desteklemekte, ve birçok ülkede bu konuda gerekli düzenlemeler yapılmıştır.

Amerika’da operatörler sanal operatörleri ulaşamadıkları müşteri segmentleri olan düşük gelirliler ve gençlere erişimde bir avantaj olarak görüyorlar. Ancak müşterilerini sanal operatörlere kaptırma konusunda da tedirginler. Fakat yine de Amerikan pazarında çok yaygın olarak kullanılan bir iş modelidir.

Telekomünikasyon Kurumunun Sanal Operatörlük ile ilgili çalışmaları:

Telekomünikasyon Kurumu, 2006 İş planında, Yetkilendirme bölümünde, Sanal Mobil Şebeke Hizmeti İşletmeciliği ile ilgili yetkilendirme çalışmasını duyurmuştur. Bu çalışma ile, mobil şebeke işletmecilerinin altyapıları üzerinden sunulacak Sanal Mobil Şebeke İşletmeciliği Hizmetine ilişkin yetkilendirme türü, uygulanacak usul ve esaslar ile yetkilendirme ücretinin asgari değeri gibi hususların belirlenmesi amaçlanmaktadır. Şu an yetkilendirme zamanının tespiti ve pazarın mevcut yapısı içinde söz konusu hizmet türüne hazır olup olmadığına dair çalışmalar devam etmektedir.

Sanal Operatörlük Telekomünikasyon Sektörüne Ne Kazandıracaktır?

Mobil pazarında, hizmet çeşitliliği ve rekabetin tam olarak sağlanamamasından dolayı çoğu bölgede kapasite kullanım oranlarında önemli büyüklükte atıl kapasitelere rastlamak mümkün olabilmektedir. Bu nedenle, mobil operatörler tarafından yapılan parasal açıdan büyük ve önemli yatırımların geri kazandırılması, kıt kaynaklarımızdan olan frekansın etkin ve verimli kullanılması, atıl kapasitenin minimize edilmesi ve tam rekabet piyasasının oluşturulması amacıyla mobil şebekelerin sanal operatörlere açılması faydalı görülmektedir.

Sanal operatörlüğe imkan tanınması ile ilk etapta ülke içerisindeki istihdam ve altyapı yatırımlarında önemli bir artış olması beklenmektedir. İkinci bir etkisi de, mobil şebekelerde oluşturulacak katma değerin ve vergi gelirlerinin artırılması olacaktır. Sanal operatörlerin, kendi SIM kartlarının kullanımında ihtiyaç duyacağı mobil şebeke kodunun tahsisi de düzenleyici kurumlar için önemli bir gelir kalemi olarak görülebilir.

Sanal operatörler mobil ticaret kavramına da yeni bir boyut getirecektir. Ülkemizde cep telefonu miktarının kredi kartı sayısından fazla olması, mobil ticaret kavramının önemini göstermektedir. Mobil ticaret kapsamında, kredi kartı olarak kullanılabilecek cep telefonları, ülkemizin ticaret hacminin genişlemesini ve kayıt altına alınabilmesini; dolayısıyla vergi gelirlerinin daha da arttırılmasını mümkün kılabilecektir.

Sabit-mobil birleşimine katkıda bulunacak sanal operatörlük kavramı ile, rekabetçi ve yeniliklere açık bir yapı oluşturulup, ülkemizin bilgi toplumu olma yönündeki çabalarına ivme kazandırılacaktır.

Her ne kadar bazı çevrelerce, mobil operatörlerin yatırımlarında bir azaltmaya neden olabileceği şeklinde endişeler varsa da, aslında sanal operatörlere, mobil operatörlerin atıl kalan kapasitelerini garanti altına alan cankurtaranlar gözüyle bakılması gerekir. İmajı ve prestiji zedelenmiş mobil operatörlerin de, yeni bir marka ve anlayış ile sanal operatörlük kapsamında hizmet verebilmelerinin mümkün olması sebebiyle; mobil operatörlere sanal operatörlük kapsamında, katma değerlerinin arttırılması ve kapsama alanı sıkıntısının asgariye indirilmesinde önemli bir fırsat sunulmuş olacaktır.

Önümüzdeki günlerde 3G lisanslarının da verilmesi ile GSM pazarı daha da hareketlenecek, mobil operatörlerin ve sanal operatörlerin sunacağı katma değerli hizmetlerle, mobil teknolojilerin hayatımızdaki yeri daha da artacaktır.